English  |  German  |  Français  
18. Kanalda

ÖnerirİZ
Bazen programlarımız için kitap karıştırıp bilgi ararken, saklı hazineler buluyoruz. Aşağıdaki kitapları okumanızı ÖneririİZ...

BİR OT MASALI - TİJEN INALTONG

Salatasını mı yapmalı yoksa böreğini mi ? Haşlanmalı mı yoksa çiğ mi yenmeli ? Pazarlarda görüp beğenip adını bilmediğimiz, ne yapacağımıza karar veremediğimiz otlarla ilgili, denenmiş, uygulanmış 153 tarifle karşımızda Tijen Inaltong. Binbir derde deva otların mevsimlerini, şekillerini, huylarını hatta farklı isimlerini öğretiyor bizlere « Bir Ot Masalı ». Endüstri devri gelmeden, insanlar farklı bir yaşam telaşına düşmeden önce doğanın yeşili henüz birçok şeye yeterken bahçelerden kekikler, adaçayları, arapsaçları toplanırmış. Yeri geldiğinde yemeklerde bazen de yaralara, hastalıklara şifa olsun diye kullanılırmış otlar. Ülkemizde yetişen ot çeşitleriyle yeni yemek tarifleri hazırlayan Tijen Inaltong, aynı zamanda masallardan, mitolojiden, zaman zaman manilerden ve yöresel deyişlerden de faydalanıyor. Yemeklerinizi afiyetle yerken masalcınızın kulaklarını çınlatmayı da unutmayın ! Yayınevi : İletişim Yayınları  
EKOLOJİK YAŞAM REHBERİ - SELEN ÖZARSLAN AKTAR

Elbiselerimize, yiyeceklerimize, kabımıza – kacağımıza kadar giren kimyasallar, sağlığımızı ciddi şekilde tehdit ederken, yaşadığımız kenti, ülkeyi ve dünyayı boğucu bir şekilde sarıyor. Çözümler her alanda aciliyet gösteriyor ama önce evimizden, kendi sokak kapımızdan başlamak gerekiyor. Yeni İnsan Yayınları’ndan çıkan ‘Ekolojik Yaşam Rehberi’ Selen Özarslan Aktar tarafından bu amaçla yazıldı.Yıldan yıla birikerek artan çevre sorunları, gezegenimizde telafisi çok zor hasarlar oluşturuyor. Bu çevre sorunlarına sebep olan faktörleri azaltmak ancak evimizden başlayarak mümkün. Ekolojik yaşam rehberi evden başlayan yaşam alışkanlıklarımızı ele alıyor ve yeniden yapılandırıyor. Bedenimize, çocuklarımıza ve evcil hayvanlarımıza gözle görünmeyen ancak uzun süreçlerde zararları ortaya çıkan tüketim alışkanlıklarımızın yerine, sağlıklı bir yaşamın rotasını çiziyor. Okuduğu – öğrendiği her ayrıntıyı, her bilgi kırıntısını, önce kendisi denedi. Bir kereliğine değil, yazdığı her cümleyi önce kendi alışkanlığı haline getirinceye kadar denedi.  
ÇANAKKALE RÜZGARI - SOLMAZ KAMURAN

Çanakkale’de geceleri gökyüzü, sim ile işlenmiş bir siyah kadife kaftandır. İnsan, kolunu yukarı kaldırdığında sanki eli bir yıldız denizine dalar; parmakları Büyük Ayı’ya, Venüs’e, Andromeda’ya dokunur. Çanakkale’nin şarap rengi denizi hırçındır, öfkelidir, şehvetlidir. Yunuslar kıkırdar, sardalyeler yelkovan kuşu gibi uçar orada. "Gel buraya," der dalgalar, "gel buluşalım, gel kavuşalım, gel açılalım." Solmaz Kamuran, Çanakkale Rüzgarı'nda, kimlik sorunu çerçevesinde bir aşkı anlatırken, Atatürk’ün ölümünden sonra çalkanan Türkiye’den Varlık Vergisi’ne, Auschwitz’den İstanbul’a kadar uzanıyor. Okur ise romanda, yakın geçmişteki Çanakkale’nin Müslüman, Levanten, İngiliz, Fransız, İtalyan, Yahudi, Rum ve Ermenilerden oluşan kozmopolit yapısına tanık olurken, çok küçük yaşlardan itibaren kemanı ile çevresini büyüleyen Bedia’nın hüzünlü hikayesine eşlik ediyor.  
UZUN BEYAZ BULUT - GELİBOLU - BUKET UZUNER

Usta yazar Buket Uzuner’in kaleminden Çanakkale ve savaş yılları.. 1915 Çanakkale Savaşı’nda Osmanlı Teğmeni Ali Osman Bey ile, Anzak Er Aliastair John Taylor’ın tesadüfi karşılaşması ile başlayan ve tarihi süreci sorgulamaya iten bir roman.. 85 yıllık sırrın çözülüş öyküsü.. Soran, sorgulayan ,düşündüren, “olduğu gibi kabul etmeyen” bir roman. Tarihsel bellekte, Türkiye’nin kendi geçmişi ve kimliğiyle hesaplaşması gerekliliğini içten içe vurgulayan satırlar.. Savaşın başka bir yüzü.. Uzuner, kendine has üslubuyla Gelibolu’yu başka bir cepheden anlatıyor.  
SİPER MEKTUPLARI – NECATİ İNCEOĞLU

“Sabah uyandığımda, siperimin önünde bir gelincik açmıştı..” (Bir anzak askerinin, annesine yazdığı mektuptan…) Savaşta olsak dahi, dört mevsim gelip geçmez mi insanoğluna sormadan? Çiçekler açmaz, yağmur yağmaz, güneş yine de parıldamaz mı? “Asker” sadece ölmek ya da öldürmek mi demek? Savaşta asker olsanız dahi; annenizi, oğlunuzu, sevgilinizi özlemez misiniz? Türk ya da Anzak askerinin içindeki “özlem” hiç değişir mi? Savaşı anlatan, ancak “savaş romanı” olmayan bir kitap.. Askerlerin; savaş sırasınsa, toptan, tüfekten, cesetlerden kaçıp sığındıkları “tek yerin” romanı; yani mektupların. Doğa, sılaya özlem ve anne sevgisinin ağır bastığı mektupları okurken, “asker” diye nitelediğimiz “insanların” kiminin heyecanla savaşmaya kendi rızasıyla giderken; kimininse istemeden savaşa katılmış olduğu gerçeğini yeniden hatırlatıyor bu satırlar. “Siper mektupları”, savaşın üzerinden yıllar geçmişken, savaşı değil; insanlığın özlem, anne sevgisi gibi ortak duygularını referans veriyor.  
ÖMÜR BİTER İSTANBUL BİTMEZ – RÜKNÜ ÖZKÖK / ERAY CANBERK

İstanbul çelişkiler şehridir. İstanbul’da Altın Kapı da var, Zindan Kapı da. İstanbul’da “karı dırdırından” ölen adamın mezarı da vardır, kocasının ölümü üzerine duyduğu üzüntüden ölen hanımın mezarı da. Binlerce yıllık İstanbul bir tanedir ama birçok adı, birçok öyküsü vardır. Çatladıkapı neresi? Peşkeş Kapısı nerede? Bekri Mustafa ne zaman yaşamış? İstanbul’un orta yeri nerede? Camiye giriş ücreti ödenerek dinlenen mevlut, tarikat üyelerinin çile çekmek için girdikleri çilehaneler, sarnıç cadıları, Bizans’ın mahzenleri, Osmanlı’nın sarayları... Değil gezmek, anlatmak: “Ömür Biter İstanbul Bitmez!” Tarihçi Rüknü Özkök ve Edebiyatçı Eray Canberk, İstanbul’un bilinmeyen öykülerini sonsuzluğa yazıyor...“Ömür Biter İstanbul Bitmez”, her sayfasında, İstanbul’un köklü tarihini keşfe çağırıyor. Yayınevi: Heyamola Yayınları  
NEREYE GİTTİ İSTANBUL? – AYDIN BOYSAN

“İnceliği olan nokta, sanırım şurasıdır: Yaşama biçimleri ve mekanları, uzun yıllarda kuşakların birbiri üzerine koyarak biriktirdiği, bir toplum kültürü biçimi oluşturuyordu. Sürekliliği olan kuşaklar, sürekliliği olan mekanlarda, kendilerine özgü bir yaşama biçemi oluşturuyordu. Mekanlarda, toplumda ve yaşamda süreklilik vardı. Zaman değişiyor, süreklilik bozulmuyordu. Ama 20. yüzyılın sonuna yaklaşırken, İstanbul’da mekanlar da değişti, şehir de değişti, insanlar ise büsbütün değişti. Ben artık yaşadığım ve yaşlandığım bu şehri, yadırgıyorum.” Aydın Boysan nüfusu 1950’de bir milyonken yarım yüzyıl içinde azmanlaşarak on beş milyonluk bir megakente dönüşen, doğduğu, büyüdüğü, yaşadığı ve yaşlandığı şehir, İstanbul üzerine düşünüyor, her zamanki mizah duygusu ve kendine özgü, renkli üslubuyla. Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları..  
ZEYTİN KİTABI – ZERRİN İREN BOYNUDELİK / MAHMUT BOYNUDELİK

Zeytin ağacı ilk kez İÖ 4000 yıllarında Anadolu’da ıslah edildi. O tarihlerden itibaren insanların deliceleri aşılamaları, denizler ötesi başka toprakları bu kutsal ağaçla tanıştırmaları, yeni üretim teknikleri geliştirmeleri, bilgilerini nesilden nesile aktarmaları olağanüstü keyifli bir serüvendir. ... Bütün ağaçlar arasında zeytin ağacını farklı ve diğerlerine üstün kılan özelliklerin başında zeytinin insanlara sunduğu nimetlerin çeşitliliği gelir. ... İngiliz dilinin büyük ustası Chaucer için zeytin, barış ağacıdır. Shakespeare yaşı belirsiz zeytin ağaçlarının barış ilan ettiğini yazar. Seferis, zeytin ağacının, toprağın derinliklerine tutunan köklerinde ölümsüzlüğü görür. Nazım Hikmet için zeytin ağacı yaşama gücünün, bütün zorluklara rağmen hayata sıkı sıkı sarılmanın sembolüdür. Lorca’ya bazen uzak kaldığı Endülüs’ü hatırlatır, bazen yoksulluğunu. Çağdaş ozan Leonard Cohen için ise zeytin dalı eve dönüşün işaretidir. ... Zeytin kültürünün farklı yönlerini derinlemesine tanımak isteyenler için bir başvuru kitabı olan Zeytin Kitabı, zeytin ağacına duyulan büyük sevgi ve hayranlığın eseri. Yayınevi: Oğlak Yayıncılık  
TARİH BOYUNCA YEMEK KÜLTÜRÜ – MURAT BELGE

Yemek yemek de başlı başına kültür, bir yaşam biçimi aslında. Hani "Bana ne yediğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim" denecek kadar belirgin farklılıklar var her toplumun yemek kültüründe. İnsanoğlu var olmaya başladığından itibaren doğada gördüğü her canlıyı nasıl yiyeceğe dönüştürebileceğinin hesabını yapmış sanki. Doğal olan her şeyin ilk haliyle yenmesi mümkün değil muhakkak, hatta öldürücü zehirler taşıyanı bile var. İlk yenmeye başlayan bal mesela, düşünün kaç kişi telef oldu o balı almak için arıdan korunmayı öğrenene kadar. Zehirli bitkiler zehirlerinden arındırıp yemenin yolunu bulmak için insanoğlunun gösterdiği inat da olasılıkla büyük zaiyata sebep oldu. Ama sonuçta, binbir yol deneyerek, her kültür bugünkü zengin yemek yeme alışkanlıklarını yarattı. Şimdi bütün dünyada birbirinden lezzetli, zengin yemek kültürleri var, ama kaynaklar artık o kadar zengin değil, bu da bizim açgözlülüğümüzün bir sonucu. Latif Demircinin çizgileriyle zenginleştirdiği “Tarih Boyunca Yemek Kültürü” bizi belli başlı bütün yemek kültürleri konusunda bilgilendirirken eğlendiriyor da. İştahımızı açtığı da ayrı bir konu tabiî. Yayınevi: İletişim Yayınevi Basım Tarihi: 2008  
BURSA MUTFAĞI – ÖMÜR AKKOR

M. Ömür Akkor “Bursa Mutfağı” kitabında, Bursa mutfağının zengin hamur işlerinden, mevsimlik yetişen sebzelerden, yabani ot ve bitkilerden, hiç de azımsanmayacak kadar et ve türlerinden ve sayısı hayli fazla olan tatlılardan oluştuğunu yöresel tariflerle ortaya koyuyor. Titiz bir araştırmanın ürünü olan kitap, unutulmuş Bursa mutfağının detaylı olarak anlatıldığı, yemeklerin uygulanarak fotoğraflandığı ilk kaynak olma özelliğine sahip. Araştırmacı Ömür Akkor tarafından yazılan Bursa Mutfağı, dünyanın en prestijli yemek kitabı yarışması Gourmand World Cookbook Awardsta, 136 ülkeden 5 bin civarındaki kitap arasında ilk 20ye kalarak Yerel Mutfak kategorisinde 2009un en iyi kitabı seçildi. Şeflik yapan Ömür Akkor, Bursanın mutfak kültürünü tanımak amacıyla beş yıl önce köyleri gezmeye başladı. Araştırmalarında hamur işlerinden sebze yemeklerine, et yemeklerinden tatlılara Bursanın zengin yemek kültürüne ait unutulmuş lezzetleri keşfeden Akkor, bu yöresel tatları Bursa Mutfağı adıyla kitaplaştırdı. Kitapta 120si ilk kez yayımlanarak dünya mutfak literatürüne giren 140 tarif yer alıyor. Bursa mutfak kültürü ve adetlerinin yanısıra, bayram, ölüm, düğün ve doğumlarda neler yendiği ve hangi ritüellerle yemeklerin sunulduğu kitapta yer alıyor. Yayınevi: İş Bankası Yayınları Basım Tarihi: 03. 2009  
İSTANBUL’U GEZİYORUM GÖZLERİM AÇIK – HALDUN HÜREL

Haldun Hürel, semt semt İstanbul tarihinin izini sürüyor. Her sokağını defalarca arşınladığı şehrin ölümsüz eserlerini, öyküleriyle anlatıyor. Tarihi alanlarda karşısına çıkan otoparklara, beton binalara değil, bu türedi yapıların öncesine götürüyor okuyucusunu... Biz ne kadar gözlerimizi kapatsak, başımızı öte yana çevirsek de, bu şehrin her köşesinde yağmalanmış Roma ve Osmanlı mirası var. Aslında yıkılan, izbeye, çöplüğe dönen; sadece bir cami, bir kilise, bir konak ya da bir çeşme değil, binlerce yıllık kültürel birikim... Kitap, İstanbulun tarihsel geçmişinde, coşkulu düşler eşliğinde gezdirirken, bu büyüleyici ve hüzünlü kentin, barındırdığı sanat eserlerinin o eşsiz öykülerinin şaşırtıcı güzelliğiyle de buluşturuyor. İstanbul şehir tarihi ve kültürüne dair yazılarından tanıdığımız Haldun Hürel, İstanbulu Geziyorum Gözlerim Açık ta neyi/neleri/nereyi kaybettiğimizi de anlatıyor. Yayınevi: Dharma Yayınları Basım Tarihi: 01. 2005